Born Hangi Preposition Alır? Bir Sorunun Ardındaki Duygular
Bugün, bu soruyu sormamın üzerinden çok zaman geçti ama hala beynimde yankılanıyor. “Born hangi preposition alır?” diye sordum bir gün, kayıtsızca, Kayseri’nin dar sokaklarında. Bir anlamda, sorumun ardında bir derinlik arıyordum ama belki de, en çok kendi içimdeki boşluğu keşfetmek istiyordum. Şehirde bir çocuğun doğması kadar doğal ama bir o kadar da karmaşık bir şeydi bu. Kendimi doğmuş hissediyordum ama tam olarak nereye ait olduğumu çözemedim. Yani, doğmak kelimesinin ne kadar derin bir anlam taşıdığına, o an fark etmemiştim.
—
Hangi Preposition Alır?
İlk başta bu soruyu gündelik bir dil bilgisi sorusu gibi düşündüm. Hepimiz bu tür basit dil bilgisi soruları yüzünden kafa karıştırıcı anlar yaşarız. Ama zamanla fark ettim ki, “born” kelimesinin hangi preposition ile kullanıldığı sorusu, aslında kişisel bir hikâyeye dönüşüyordu.
Dilin ne kadar kalıplaşmış, ne kadar sıkıcı olduğunu düşündüm. Bazen hayatta hiçbir şeyin “doğru” cevabı yoktur, ama bir dil bilgisi sorusu varsa, doğru bir cevap olması gerekir. Yani, “born in” mi, “born to” mu, yoksa “born on” mu? Bir kelimenin içinde kaybolmuşken, bir şekilde başka bir dünyaya adım attığımı fark ettim.
Kayseri’nin dar, taş döşeli sokaklarında yürürken, kafamda bu soruyu dönüp dururken, önümdeki eski taş yapıları gözlerim seçmeye başladı. Her bir taş, her bir eski duvar bana bir şeyler anlatıyordu. Kendi doğuşumla ilgili düşüncelerimle bir şekilde bağlantıya geçtim.
—
Geçmişin O Karanlık Sokaklarında
Daha çocukken, sokakta arkadaşlarla oynarken, her şey çok basitti. Ama büyüdükçe, hayatın “doğduğu yer”in karmaşıklaşmaya başladığını fark ettim. Geçen yıllarda, Kayseri’nin tarihi dokusunda büyüdüm. Bu şehri, her köşe başını, her alışveriş merkezi önünü, her eski kahve dükkanını o kadar iyi bilirim ki, bazen her şeyin bir anlamı olup olmadığını sorguluyorum.
Zihnimde dönüp duran sorular ve kalbimdeki sıkıntılarla, geçmişi hatırladım. Ama işin garibi, zaman zaman kendimi bu şehri terk etmek isterken, başka bir şehre “doğmuş” hissediyorum. Bazen Kayseri’de, bu eski taş duvarların ardında, başka bir yerin doğmuş insanı gibi hissediyorum. Sanki burada gerçekten doğmamışım, belki de sadece geçici bir konukmuşum.
“Born in Kayseri” mi demeliyim? Yoksa “born to Kayseri” mi? Bu ikisi birbirine zıt. Biri, bir yerin içine yerleşmek, diğeri ise o yerin bir parçası olmaktan daha farklı bir şey.
—
İçimdeki Boşluk
Bir zamanlar, bir kitapta okumuştum: “Doğduğumuz yer, kim olduğumuzu belirlemez.” Ama şimdi, bu cümleyi anlamak o kadar zor ki. Kayseri’de doğmuş olmak, belki de kim olduğumun farkına varmamı zorlaştırıyor. Evet, kaybolan bir şey var. İçimde bir boşluk var ve her geçen gün biraz daha belirginleşiyor. Bu kaybolan şeyin ne olduğunu hala bulabilmiş değilim.
Belki de, Kayseri’nin dar sokaklarında yetişmek, beni bambaşka bir insan yapıyor. Bu yer, bana hep bir şeyler öğretmeye çalıştı. Ancak bazen, “Born in Kayseri” diyemiyorum. İçimdeki o boşluğu dolduracak bir şey arıyorum.
—
Ve Yaşadıkça
Bir akşamüstü, Kayseri’nin o tarihi caddelerinde yürürken, kafamda her şey daha da karmaşıklaştı. O an, birdenbire kendimi, bu şehrin sokaklarının tam ortasında buldum. “Born in Kayseri”yi tam olarak hissetmiyorum ama aynı zamanda buradan hiç gitmek istemiyorum. Her bir adım, geçmişin izlerini taşıyor, her bir köşe bana eski bir hatırayı hatırlatıyor. Bir yandan, doğduğum yerin ne kadar güçlü olduğunu hissediyorum, diğer yandan da her şeyin ne kadar belirsiz olduğunu.
Şehirdeki her taş, her eski bina bana şöyle diyor: “Doğmuş olsan da, burası senin yerin değil.” Ama o zaman, neden burada bu kadar çok şey hissettiğimi soruyorum. Burada büyüdüm, burada ağladım, burada güldüm. Buradaki insanlar da benim gibi, kendi hayallerinin peşinden koşuyor. Kayseri’den bir şekilde hiç gitmek istemediğimi hissettiğim anlar oluyor.
—
“Born In” mi, “Born To” mu?
İşte bu soruyla başa döndüm. O zaman fark ettim ki, hayatımda olduğu gibi, bu dil bilgisi sorusu da iki seçenekten ibaret değil. Kayseri’de doğmuş olabilirim, ama benim kimliğim, daha çok içimdeki duygularla şekilleniyor. Yani, “Born in” kelimesi, bir yere doğmuş olmayı anlatıyor. Ama “Born to” kelimesi, bir yeri seçmek, bir kimlik oluşturmak demek. Belki de kimse, tam olarak doğduğu yerin içinde “doğmaz.” Çünkü kimlik, o yerin sınırlarıyla sınırlı değil. İçindeki duygularla, kendi geçmişinle şekillenir.
—
Sonuçta Ne Oldu?
Sonuçta, Kayseri’de doğmuş olsam da, bazen Kayseri bana ait olmuyor. Ama bu şehirdeki insanlar ve sokaklar, kim olduğumu bulmamda bana yardımcı oluyor. Her gün biraz daha büyüyorum ve Kayseri’de olmak, aslında bana hayatı nasıl hissettiğimi öğretiyor. Yani, belki de doğru cevap “Born in Kayseri” değil, belki de “Born to Kayseri” demekti. Çünkü burası sadece doğduğum yer değil, aynı zamanda kim olduğumu anlamama yardımcı olan bir yer.
Sonuçta, dil bilgisi kuralları ne kadar doğru olursa olsun, gerçek hayatın içinde bazen kuralların anlamı kaybolur. Bu hikâyede olduğu gibi, kimse yalnızca bir yerin içinde doğmuş olamaz. Kim olduğumuzu, duygularımızla, seçimlerimizle belirleriz.
—
Bu, bana göre bir “doğum” hikâyesi. Hem dilin, hem de duyguların birleştiği bir nokta. Bazen soruların tek bir doğru cevabı yoktur. “Born hangi preposition alır?” sorusunun cevabı da bir anlamda, “hangi hayatı yaşadığını” anlatan bir soruya dönüşüyor. Ve bence bu, daha da önemli.